Vatandaşlıktan çıkma ile vatandaşlıktan çıkarılma, kamuoyunda sıkça karıştırılan iki ayrı hukuki kavram olarak öne çıkıyor. Her iki durumda da kişinin devletle olan vatandaşlık bağı sona eriyor; ancak işlemin dayanağı ve uygulanma biçimi farklılık gösteriyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Özge Özmen Korkut, sürecin temel ayrımını “irade” üzerinden açıkladı.
Korkut, vatandaşlıktan çıkmanın kişinin kendi talebine dayanan bir işlem olduğunu belirtti. Buna göre, birey belirli yasal şartları yerine getirdiğinde vatandaşlıktan çıkma başvurusunda bulunabiliyor. Ancak bu süreçte en önemli kriter, kişinin vatansız kalmaması olarak gösteriliyor. Uluslararası hukuk ilkeleri gereği, bir kişinin herhangi bir devlete bağlı olmaksızın statüsüz kalması engellenmeye çalışılıyor.
Bu kapsamda, başka bir ülke vatandaşlığını kazanmış olmak ya da kazanacağına dair güçlü bir güvenceye sahip bulunmak temel şartlar arasında yer alıyor. Ayrıca askerlik yükümlülüğünün tamamlanmış olması ve vergi başta olmak üzere kamu borçlarının bulunmaması gerekiyor. Başvuru yapılsa dahi son kararın devlete ait olduğu, talebin otomatik olarak kabul edilmediği vurgulanıyor.
Öte yandan, kendi isteğiyle vatandaşlıktan çıkan kişilerin yeniden Türk vatandaşlığını kazanma hakkı bulunuyor. Özellikle çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülkelerin vatandaşlığına geçmek isteyenlerin bu yolu tercih ettiği ifade ediliyor. Yeniden vatandaşlık kazanımı da idari başvuru ve değerlendirme sürecine tabi tutuluyor.
Vatandaşlıktan çıkarılma ise tamamen devlet iradesine bağlı bir işlem olarak tanımlanıyor. Kişinin talebi söz konusu olmadan, genellikle devlet güvenliğine veya anayasal düzene karşı ağır fiiller nedeniyle uygulanabiliyor. Bu tür işlemlerde karar yetkisi devlete ait olurken, yeniden vatandaşlığa kabul süreci ise oldukça istisnai durumlar arasında yer alıyor. Uzmanlara göre, vatandaşlıktan çıkarılma çoğu zaman geri dönüşü zor bir hukuki sonuç doğuruyor.