Medeni Haklar Sözleşmesiyle Çelişki İddiası
Hukuk uzmanları, İsrail’in taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi kapsamında idam cezasının yalnızca en ağır suçlar için ve sıkı usul güvenceleri altında uygulanabileceğini vurguladı. Buna rağmen yeni düzenlemenin “terör” kavramını geniş yorumlayarak ölüm cezasının kapsamını genişlettiği ifade edildi. Bu durumun keyfi uygulamalara zemin hazırladığı ve uluslararası hukukla çeliştiği belirtildi.

İşgal Altındaki Topraklarda Uygulama Tartışması
Düzenlemenin işgal altındaki Filistin topraklarında uygulanmasının da ayrı bir hukuki tartışma başlığı oluşturduğu kaydedildi. 1949 tarihli IV. Cenevre Sözleşmesi kapsamında işgalci güçlerin cezai yetkilerinin sınırlı olduğu ve bu yetkilerin sivil nüfusun korunması amacıyla kullanılması gerektiği hatırlatıldı. Yeni yasanın bu çerçeveyle uyumlu olmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Kahramanmaraş’ta Basın Açıklaması Yapıldı
Hukukçular Derneği Kahramanmaraş Şube Başkanı Av. Müslüm Köse tarafından yapılan basın açıklamasında, söz konusu düzenlemenin uluslararası hukukla bağdaşmadığı ifade edildi. Köse, idam cezasının kapsamının genişletilmesinin hukuki güvenceleri ortadan kaldırdığına dikkat çekti.
Açıklamada, Filistin’de ve İsrail içinde faaliyet gösteren hukukçuların yasayı Yüksek Mahkeme’ye taşıdığı belirtilirken, bu sürecin uluslararası destek gerektirdiği vurgulandı. Ayrıca düzenlemenin yalnızca Filistin için değil, bölgesel ve küresel güvenlik açısından da risk oluşturduğu ifade edildi.
BM Nezdinde Başvurular Yapıldı
Hukukçular Derneği tarafından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne bağlı çeşitli mekanizmalara başvurular gerçekleştirildi. Bu kapsamda Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörlüğü, İşgal Altındaki Filistin Topraklarında İnsan Hakları Özel Raportörlüğü ve İşkenceye Karşı Özel Raportörlük nezdinde girişimlerde bulunuldu.
Küresel Dayanışma Çağrısı Yapıldı
Basın açıklamasında, başta Türkiye olmak üzere dünya genelindeki hukukçulara, insan hakları savunucularına ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunuldu. İsrail’in söz konusu düzenlemesine karşı hukuki ve sivil mücadelenin güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.