25 Temmuz 2026, Cumartesi
weather
29°

Kelimelerin Işığında Yıkanan Şehir: Galata’nın Göğsünde Kahramanmaraş

YAYINLAMA:

 

Kelimeler, beyaz kâğıdın sükûtunu yırtıp taşın hafızasına kazındı; kelimelerin anavatanı Kahramanmaraş’ın o asil, tok ve gür sesi, İstanbul'un kadim bekçisinde âdeta yeniden ete kemiğe büründü.

Yoğun bir zaman diliminden geçiyorum. Türkiye’nin dört bir köşesinde Uluslararası Basın Konfederasyonu olarak, Medya Meslek Yasası için çalışmalarımıza devam ediyoruz. İstanbul’da UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş tanıtım lansmanı varken, İzmir ve Manisa’da da çalıştaylarımız vardı. Lakin, memleket sevdası beni İstanbul’a taşıdı. Galata Kulesindeki ruhu arındıran şiirler, Atatürk Kültür Merkezinde sihirli kelimelerle başlayan açıklamalar.

Ve merkezinde Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanımız Fırat Görgel…

Zaman, o ele avuca sığmaz, hudutsuz ve müphem nehir; bazen asırlar süren koyu bir uykunun ardından uyanır ve tek bir lahzada, bir şehrin kaderini diğerine bağlayan sarsılmaz bir köprü oluverir. İstanbul'un kalbinde, Galata Kulesi’nin asırlara meydan okuyan o yorgun göğsünde tam da böylesi bir mucizeye, emsalsiz bir temâşâya tanıklık ettik.

Kelimeler, beyaz kâğıdın sükûtunu yırtıp taşın hafızasına kazındı; kelimelerin anavatanı Kahramanmaraş’ın o asil, tok ve gür sesi, İstanbul'un kadim bekçisinde âdeta yeniden ete kemiğe büründü. Kahramanmaraş’ın UNESCO Edebiyat Şehri unvanıyla taçlanması, alelade bir görsel şölenin ötesinde, edebi bir dirilişti.

Meydanı hınca hınç dolduran binlerce insanın yüzüne vuran o büyülü sinevizyon ışığı, aslında Kahramanmaraş’ın köklü edebi hafızasını, şiirin o efsunlu ruhunu İstanbul’un dur durak bilmeyen mekanik damarlarına zerk ediyordu.

Yedi Güzel Adam'ın asırların yorgunluğunu omuzlayan mısraları, zihinlerin sığ sularını aşıp doğrudan yüreklerin okyanusuna dalıyordu. O an meydanda beliren saf hayret ve müşterek inşirah, edebiyatın insan ruhunu nasıl tek bir potada eritebildiğinin en muazzam ispatıydı.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda her gün umarsızca adımlayan ahali, günlük hayatın o gri ve tekdüze seyrini paramparça eden bu mısralarla çarpıştığında, sarsılmaz bir kutsiyetin eşiğinden geçmişti.

İnsan, kendi anadilinin içinde sevgisinin mutlak kutsiyetini bulur. İşte o sarsılmaz kutsiyet, kalabalığın o sessiz, derinden ve içten kopup gelen alkışlarında vücut buluyordu.

Dilin sınırlarının insanın dünyasını çizdiği o muazzam eşikte, kalabalığın içinde bir yabancı gibi süzülen Çinli bir gencin gözlerindeki tarifsiz tecessüs, gecenin en çarpıcı şiiriydi.

Coğrafyalarımız aşılmaz dağlarla, tarihlerimiz apayrı nehirlerle ayrılmış olsa da sanatın evrensel çatısı altında birleşmiştik. İki apayrı medeniyet, dünyanın bir ucundan diğer ucuna uzanan iki farklı zihniyet, Galata'nın dibinde tek bir mısranın şefkatinde kenetlendi.

O esnada, kesintisiz devam eden canlı yayında, o gencin kırık dökük ama tarifsiz bir içtenlik barındıran kelimelerle Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’e ilettiği samimi tebrik, zaman ve mekân algısını paramparça eden evrensel bir "akış" halinin kanlı canlı şahidiydi.

Ritmik kusursuzluk hepimizi merkeze çekmiş; edebiyat, bütün bir insanlık ailesini hudutsuz bir çağrıya icabet etmeye davet etmişti. Kalabalık, devasa bir anafor misali Başkan Görgel’in etrafında kümelenirken; orada didaktik ve mesafeli bir devlet adamından ziyade, heybesinde mısralar taşıyan, halkla omuz omuza yürüyen bir kültür elçisi vardı.

İstanbulluların şaşkınlık içinde birbirlerine eğilip, "Acaba bu gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı mı?" diye fısıldaşmaları, rıza ve onay üreten bu şeffaf, samimi ve tok duruşun sokağa yansımış en berrak haliydi.

Orada yapmacıklıktan eser yoktu; yalnızca güzel Türkçenin ve yüzyıllara sâri edebi mirasın, kelimelerin ormanında halkla o eşsiz kucaklaşması vardı.

Bu kültürel hamle, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı (UCCN) gibi kültürel sürdürülebilirliği şart koşan acımasız bir küresel mekanizmanın bürokratik onayından çok daha öte, ruhani bir nişandır.

Makineleşen insanın o ruhsuz ve mekanik durağanlığına karşı Galata'dan yükselen bu edebi başkaldırı, amansız bir iletişimsizliğin cenderesindeki modern çağ için eşsiz bir tiryaktır.

* Evrensel Tescil: Şehrin kadim edebi birikimi, modern dünyanın iletişim ağlarıyla harmanlanarak küresel bir vizyona taşınmıştır.

* Sosyolojik Uyanış: Toplumun kılcal damarlarına sızan çürümeye karşı, kelimelerin şifa veren aydınlığı sunulmuştur.

Bu kadim hikâyenin kelimelere büründüğü o muazzam gecede, o mutlak idrak anında bir kez daha gördüm ki; kelimenin o içten, o arı duru şefkati; taşın soğuk, hissiz ve katı hafızasından her daim daha kudretli, çok daha sarsıcı ve şüphesiz ki çok daha ebedidir.

Bundan böyle dünya, kulaklarını kabartıp kelimelerin yegâne başkenti Kahramanmaraş'ı dinleyecek. Çünkü o gece İstanbul'un kapkara, zifiri gökyüzünü yırtan ışık, yalnızca bir projektörün değil; asırlardır demlenen umudun, estetiğin ve şiirin ta kendisiydi.

İstanbul’da bana eşlik eden AB Kültürel Diplomasi Müşaviri Fetih Coşkunsu Bey’e ayrıca teşekkür ederim.

Galata’da yükselen ses, İstanbul’un unuttuğu şiirin güzelliğini yeniden hatırlattı. Bu önemli geceyi üç beş kelime ile anlatmak mümkün değil. Farklı köşe yazarları da birkaç satırlara köşe yazılarının bir köşesine yerleştirdi. İsmail Kılıçarslan’ın kaleme aldığı, “Çok kişisel bir mesele: Kahramanmaraş’ın UNESCO üyeliği” köşe yazısı emeğin mutluluğuydu. Diğer “BÜYÜK!” yazarlarımız köşe kapmaca oynadı; özde edebiyat yoksa ne yazabilirlerdi ki…

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız