Ey insan! Nasılsın?
Onu bunu bırakta gerçekten nasılsın?
Nerdesin? Napıyorsun? Nasıl hissediyorsun?
Bugün durup kendine sordun mu?
Yoksa yaşamak telaşı içinde yitip gittin mi yine??
Canım insan,güzel insan!
Sen ki yaratılmışların en üstünü, maddenin en gelişmiş hali, sonsuz kudretin taşıyıcısı...
Bugün nasılsın?
Nasılsın? Bu basit gibi görünen soru, yaşamın karmaşasında kaybolmuş ruhunun derinliklerine ulaşmak için bir davettir aslında. Bugün, içindeki sessizliğe kulak verdin mi? Gerçekten, ne kadar derin bir nefes aldın? Kendine dönüp, kim olduğunu hatırladın mı? Şimdi, bir an dur. Gözlerini kapat. Derin bir nefes al.
Bu dünyaya gelişin, bir hikayenin içine doğuştur. Her doğum, seçme şansının olmadığı bir başlangıçtır. Üzerine giydirilen elbiseler, beklentiler ve rollerle bu hayata adım attın. Adın, rengin, kimliğin... Sana doğmadan önce dikilmiş birer kaftandı. Her şey senin hazırdı... Ama bir an dur ve düşün: Bu hikayeyi kim yazıyor? Sen mi, yoksa başkaları mı? Yaşamının başrolü gerçekten senin ellerinde mi.. Hayat bir sahne, sen de bu sahnede bir oyuncu oldun. Ama sahi, bu oyunda gerçekten kendi hikayeni mi anlatıyorsun? Yoksa başkalarının yazdığı bir senaryonun figüranı mısın? Shakespeare’in dediği gibi, “Tüm dünya bir sahnedir,” ama bu sahnede kendi rolünü yazmak senin elinde.
Toplumun, kültürün, tarih boyunca biriktirdiği kalıplar içinde, sen neredesin? Başkalarının gözünden mi şekilleniyorsun, yoksa kendi gözünden mi? Senin ruhunun derinliklerinde neler saklı? “Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır” derler. Ama sen, kendine ne kadar yaklaştın? İçinde taşıdığın bu sonsuz potansiyeli ne kadar keşfettin? Toplum, bize her zaman gücün para, statü, marka ve sahip olunan nesnelerle ölçüldüğünü öğretti. Ama güç, gerçekten neydi? Para mıydı, yoksa derin bir nefes alıp, kalbine dokunmanın verdiği huzur muydu? Yaşam, sadece nefes alıp vermek midir? Yoksa kalbinin ritmini hissetmek ve ona ayak uydurmak mı? Ama gücün gerçek anlamı nedir? Para, gerçekten mutluluğun anahtarı mı? Para kazanma telaşıyla, benliğimizi kaybettik, bu yolda her şeyi kendimize hak gördük. Güç peşinde koşarken, kim olduğumuzu unuttuk. Dostoyevski’nin dediği gibi, “Mutluluk, düşündüğün kadar zor bir şey değil, sadece durmak ve hissetmektir.” Oysa biz mutluluğu dışarıda ararken, içimizdeki huzuru kaybettik.
Her gün, diğer günlerin aynısı haline geldiğinde, gerçekten yaşadığını söyleyebilir misin? tüm yaşamlar diğer tüm yaşamların ucuz, fazla düşünülmemiş birer kopyası değil mi? Sen bu döngüde kaybolmuş gibisin. Her gün seni daha da kendinden uzaklaştırırken, bir an olsun dur ve sor: Gerçekten, ne istiyorum? Oysa İçindeki sesin ne dediğini duymadan yaşamak, gerçekten yaşamak mı? Gerçekten kim olduğunu bilmeden yaşamak, bir hayalet gibi var olmak değil miydi? İçindeki gerçek benliği keşfetmek zamanı gelmedi mi? Zaten yaşamak dediğin nedir ki? Sadece nefes alıp vermek mi sence yaşamak? Yoksa ruhunun derinliklerinde daha büyük bir anlam mı arıyorsun? Yaşamın gerçek özü, bu koşturmacada kaybolmuş olabilir mi? Kendine en son ne zaman şefkatle yaklaştın? Hatalarınla, eksikliklerinle yüzleşmenin cesaretini buldun mu? Bu cesaret, seni sen yapan şeydir. Kendi gerçeğinle yüzleşmek, belki de hayatın en zor ama en önemli yolculuğudur. Sen bu haliyle mükemmelsin; çünkü insan olmak, her şeyden önce kırılgan olmaktır. Ve bu kırılganlıkta, en derin gücünü bulursun.
Şimdi, gözlerini kapat ve kalbine sor: "Kimim ben? Gerçekten kimim?"
Dur ve etrafına bak. Gökyüzü, ağaçlar,kuşlar, toprak kokusu... Hepsi sana içindeki huzuru hatırlatmak için burada. Ama sen bu karmaşa içinde kaybolurken, onların sessiz çağrısını duyabiliyor musun? Belki de hayatın sana sunduğu her şey, seni kendi gerçeğine geri döndürmek için bir sınavdır. Belki de içindeki huzuru bulman için bu kadar çaba göstermen gerekiyordu. Düşün, en son ne zaman bir çiçeğin kokusunu derin bir nefesle içine çektin? Ne zaman bir çocuğun masum gülüşünde kendi neşeni buldun? Ne zaman gökyüzüne baktın? Sahi en son ne zaman mutlu oldun? Hayatın özünü, kalbinin sesini dinleyerek ne zaman keşfetmeye başladın? Başladın mı? En son ne zaman başını okşadın, ne zaman kendini bu deneyimi kabul ettin? Sahi ettin mi? İçindeki sesin ne söylediğini dinledin mi? Hayat, aldığımız nefeslerin toplamından ibaret değil mi? Kendine dön, derin bir nefes al ve hayatın tadını çıkarmaya cesaret et. Camus’un dediği gibi, “Kendi yaşamına bir anlam vermek zorundasın; ben bir anlam yaratmadıkça yaşamın anlamı kalmayacaktır.” Bu anlamı bulmak, kalbinin en derinliklerinde gizlidir. Ve bu anlam, yalnızca derin bir nefesle ortaya çıkabilir.
Dur insan dur!
Sadece dur!
Gözlerini kapat ve derin bir nefes al!
Varlığın için teşekkür et!
Bu dünyada gerçekten ne için varsın?
Anla artık. Dur ve kendine bak, etrafına bak, olup bitene bak. Bu nefret, bu karamsarlık , bukötülük... Gerçekten bunlar için mi varız? bu mükemmel deneyim bunun için mi? Kaygılar, korkular, toplumsal beklentiler...kötülük,savaş,deprem,sel,nükleer,kavga,cinayet,ekonomi,nefret,nefret,nefret....Nerede olduğuna bak. İçinde bulunduğun dünyayı gör. Gerçek mi? Kim bizi bizden olana düşman etti? Ne zaman? Kim kardeşi kardeşe küstürdü? Köşelerimizi kim parlattı. Taraf olduk hep, taraf olmayan yok edilmeye mahkumdu. Gerçekten yaşama amacımız bu olabilir mi? Ne zaman açacaksın gözlerini? Ne zaman göreceksin gerçeği? Artık dış dünyanın gürültüsünü susturmanın vakti gelmedi mi? Televizyonu kapat, telefonu bir kenara bırak. Derin bir nefes al, bu nefesi tüm varoluşunla hisset. Hepsi seni sıkıştıran, kalbinin sesini boğan prangalar. Ama unutma, bu prangaları kırmak senin elinde.
Yeni dünya düzeni, eski kalıpları kırarak insanın gerçek değerine odaklanıyor. Bu dünya, sevginin, anlayışın ve eşitliğin hüküm sürdüğü bir yer olmalı. İnsan, bu yeni düzenin kalbinde yer alır. Çünkü insan, sadece kendisi için değil, tüm canlılar ve gezegen için bir sorumluluk taşır. Her birimiz, bu dünyayı daha iyi bir yer yapmak için buradayız. Ve bu sorumluluk, kalbine dokunup derin bir nefes almakla başlar. Her bireyin eşit olduğu, açlığın, yoksulluğun ve nefretin olmadığı bir dünya mümkün. Barış ve bolluk içinde, herkesin refah içinde yaşayabileceği bir dünya hayal et. Ve bu dünya, kalbini dinleyerek, derin bir nefes alarak şekillenecek. Çünkü yaşamın kendisi bir mucizedir. Her nefes, senin varlığının en büyük kanıtıdır. Varoluşunun farkına var. Çünkü sen, bu dünyada eşsizsin. Ve bu eşsizlik, sadece senin içindeki derinliklerde saklıdır. İçindeki gücün farkına var, kalbine dokun ve kendini sev. Çünkü senin içindeki potansiyel, bu dünyanın sunduğu sahte değerlerden çok daha büyük. Vakit anlama vaktidir...
Ey insan, görmez misin bu dünyanın gerçeği senin içindedir. Kötülük, korku ve kaygı seni kuşatmış olabilir, ama unutma, her şey senin bakış açında saklıdır. Senin niyetlerin, senin duyguların bu dünyanın gerçekliğini şekillendirir. Bütün dünya, senin yansımaları ile doludur; sen neysen, dünya da o olur. Dışarıda ne varsa, içinde de o vardır.. Yeni bir dünya yaratmak mümkün ve her şey seninle başlayacak.
Artık durma vakti geldi.
Dur!
Gözlerini kapat ve derin bir nefes al!
Kendine dön ve gerçek ışığını bul. Kendine dön ve iyilikle dolu bir dünya hayal et. Sevgi dolu bir dünya yaratmak için içindeki gücü keşfet. Savaşma, sadece sevgiyle yaklaş. Bu hayat bir rüya, ve bu rüyayı en güzel şekilde yaşamak senin elinde. Cennetin de cehennemin de tuğlasını cebindedir.
Sevginin ve barışın hâkim olduğu bir dünya mümkün. Yeni dünyanın kapıları sana sonuna kadar açılıyor ve yeni dünyanın mimarı da kurucusu da sensin. Sonsuz ve sınırsız olan insan; kalbine dokun, kendini sev, kendine sarıl, derin bir nefes al ve bu mükemmel deneyimin bir parçası olmanın tadını çıkar. Sen bu dünyanın en değerli varlığısın, biriciksin, eşsizsin...
İyi ki varsın! Sevgiyle kal, çünkü sevgi geleceğin anahtarıdır..
Gandhi’nin dediği gibi, “Dünyada görmek istediğiniz değişim, kendiniz olmalısınız.”
İyilik dolu, sevgi dolu bir dünya için ayağa kalk, içindeki ışığı bul ve parlamaya başla!
İyi ki varsın insan!
Sahi insan
Kimsin sen?
Sevgiyle kalın...