Ramazan ayının Kur’an ayı olarak nitelendirildiği ve bu ayda indirildiğinin vurgulandığı hatırlatıldı. Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Ramazan’ın sadece takvimsel bir zaman dilimi değil, insanın iç dünyasında köklü bir dönüşüm süreci olduğunu ifade etti. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen tek ayın Ramazan olduğuna dikkat çekilerek, bu ayın vahyin başlangıcı olan Kadir Gecesi’ni bünyesinde barındırdığı belirtildi.
Prof. Dr. Öngören, Peygamber Efendimizin her Ramazan ayında o zamana kadar inen ayetleri Cebrail ile karşılıklı okumalarının, bu aya “Kur’an ayı” denilmesinin temel gerekçelerinden biri olduğunu aktardı. İnananların bu ayda Kur’an ile bağını güçlendirmesi gerektiğini ifade eden Öngören, tasavvufun dinin içselleştirilmesi ve hâl edinilmesi boyutuna işaret etti.

Ramazan’ın tasavvuf eğitim yöntemleriyle paralellik taşıdığını belirten Öngören, insanın dünyadaki varlığını “Allah’a doğru bir yolculuk” olarak tanımladı. Kur’an’daki “Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz” ifadesine atıfta bulunarak, tasavvufta bu sürecin “seyr u sülûk” olarak adlandırıldığını kaydetti. Oruç tutanların Kur’an’da “yolcular” olarak anılmasının da bu manevî yürüyüşe işaret ettiğini dile getirdi.
Açlığın nefsi terbiye ettiğini ve insanı kötü alışkanlıklardan uzaklaştırdığını ifade eden Öngören, orucun sabır ve şükür eğitimi olduğunu vurguladı. Gün boyu nimetlerden uzak kalmanın, onların kıymetini daha derinden hissettirdiğini belirtti. Oruç hâlinin aynı zamanda zaman bilinci kazandırdığını, tasavvufta bunun “İbnü’l-vakt” olarak ifade edildiğini söyledi.
Oruçlu kimsenin gün boyu ibadet hâlinde olduğunu belirten Öngören, bu durumun tasavvuftaki “zikr-i dâim” anlayışıyla örtüştüğünü kaydetti. Ramazan’ın sadece aç kalmak değil; dili, gözü ve kalbi de korumayı gerektirdiğini belirterek, orucun ruhu besleyen bir mânevî gıda olduğunun altını çizdi.


